top of page

Kronolojik Edebiyat

     Dedikoduları

1900 - 2000

1901

Neyzen Tevfik ile Mehmet Akif, Çaycı Hacı Mustafa’nın Çayevinde sık sık görünürler.

...

Çaycı Hacı Mustafa’da Neyzen’in gece gündüz birlikte olduğu dostlarındandır. Neyzen’le Hacı bir hamama giderler. İkisi de genç, ikisi de dinç, ikisi de içkicidir. Bir hamam alemi yapacaklardır.  Yanlarına da bir damacana rakı alırlar. Ama bardak ya da kadeh almayı unuttukları için rakıyı kurnalardan birine boca ederler. Kadehe, şişeye de gerek yok. Hamam tası var ya! Geçerler kurna başına, Neyzen çalar, Hacı okur, Hacı okur, Neyzen çalar. Rakı tükendikçe rakı aldırırlar. Ama hamamın sıcaklığı yüzünden boyuna terledikleri için iki ahbap çavuş bir türlü sarhoş olmazlar. İçki tutmayınca ne yapılır. Neyzen derhal karar verir. Sırtına bir aba geçirir, fırlar Direklerarasına. Sokrat Eczanesi’nden büyük bir şişe eter alır, gelir boşaltır rakının içine. Bu kez başlarını kurnaya sokup içmeye başlarlar. Ama kafalarına yeni bir düşünce takılır. Havva Ana, Adem Baba çıplak gezerler. Neden kendileri de çıplak gezmesin? Bu parlak düşünce uygulanır. Neyzen çırılçıplak kendini hamamdan dışarı atarak Şehzadebaşı yolunu tutar. Arkasında da yine çırılçıplak Hacı. Ne ki, bu adembabaların Direklerarası gezintisi çok uzun sürmez. Görevliler az sonra bu adembabaları çalyaka edip götürürler.

1903

Mithat Cemal, Hacı Mustafa’nın Çayevindedir. 18 yaşında İdadinin son sınıfında ve Akif’in “Hasta” şiirine vurgundur. Namık Kemal’den, Hamit’ten sonra edebiyatta bir de Akif diye biri mi vardır, ona meraklanmıştır. Ispartalı Hakkı –ki yıllarca dili sadeleştirmeye, okumayı yazmayı genelleştirmeye çalışmıştır- Kahve’de kendisine Akif’i anlatır:

- O zamanlar Akif çocuk denecek yaştaydı. Gelir, bana şiirlerini okurdu. Muallim Naci tarzında gazeller. Ben bu şiirleri yalnız dinler, bir şey söylemezdim. Bir gün geldi, yine bir gazelini daha okudu. Ben yine bir şey söylemedim “Beğenmedin mi Hakkı?” dedi. “Beğenmedim Akif! Dedim. Başını çevirdi, daldı. Dakikalarca sonra döndü: “O kadar da mı fena?” dedi. Ben onun üzerine: “Seninle biraz konuşmak gerek. Yazdığın şeyleri sen beğeniyor musun Akif?” dedim. “Bu gazellerle olsan olsan bir Muallim Naci olursun. Oysa edebiyat bu mu? Uygar memleketlerin edebiyatından haberin yok. Bak, ben senden 10 yaş büyüğüm. Konya’nın bir köyünden İstanbul’a gelmiş bir adamım. Öyleyken sabah Mektebi Hukuk’a gidiyorum, hukuk öğreniyorum. Öğleden sonra Emniyet Sandığı’nda muhasebede katiplik edip ekmek paramı kazanıyorum. Gece de Fransızcaya çalışıyorum. Ben,  şu köylü adam, bu yaşımda Fransızca öğreniyorum. Boileau’dan çeviriler yapıyorum. Sen kalkmış, Naci’nin arkasından koşuyorsun. Bu çağda bu gazeller ayıptır. Sen bu şairliği bırak da ilkin bir dil öğren. Ondan sonra şair mi olacaksın, bilgin mi, seninle oturur karar veririz.

- Akif bu sözünüze kızmadı mı?

- Yarım saat kızdı, ama sonra 7 yıl çalıştı. Şimdi en zorlu Fransız yazarlarını okuyor. En gevezelerini bile. Rougon-Macquart’ları bitirmek üzere. Daha bitiremediğim o hınzır Art Poetique çevirisinde de Akif’ten çok yararlandığım oluyor.

Mithat Cemal, Akif’in pehlivanlığını da ilk bu kahvede işitmiştir. İşitince de şaşkınlıktan şaşkınlığa sürüklenir:

-Nasıl pehlivan?

-Basbayağı pehlivan.

-Çıplak, mıplak mı?

-Esvapla güreş tutacak değil a!

21 Ağustos 1908

Neyzen, Mısır’dan İstanbul’a dönmüştür. Sirkeci’den soluğu Hacı Mustafa’nın kahvesinde alır. Onun gelişini duyup kahveye koşan Mehmet Akif’le buluşurlar. Akif, yedi yıl öncesinin Akif’i değildir artık. İçkiyi bırakmış ve sakal koy vermiştir. Neyzen’i o gece evine götürmek ister yine de. Ama konukluk kabul etmek kendi yaşama ilkelerinde yer almadığı için, Neyzen buna yanaşmaz. Mehmet Akif ne yapar, Hacı Mustafa ile çayevinin üstündeki odada –Neyzen sonradan bu odanın İttihat ve Terakki Cemiyeti Şehzadebaşı Ocağı’nın toplanma yeri olduğunu öğrenecektir- ona güzel bir sofra kurarlar. Sofrada Neyzen’in en sevdiği, en özlediği dostları da toplanmıştır. Sabaha değin, yerler, içerler, eğlenirler. Ama Akif gece yarısına doğru izin isteyerek ayrılır.

1918

Süheyl Ünver ile Hoca Ali Rıza Bey, Üsküdar’daki Çiçekçi Kahvesinde sehpalarına kurulmuş resim yaparken görülürler.

19 Ocak 1919

 Halit Fahri’nin yöneticiliğini yaptığı Nedim adındaki derginin ilk sayısı çıkar. Mahmut Yesari’nin de bir güldürüsü yayınlanmıştır, ama onunkisi Fransızcadan bir uyarlamadır. Halit Fahri ile Faruk Nafiz’in onunla tanışması bu güldürü yüzünden olur. Halit Fahri o günlerde dergiye geldiği bir vakit yazıhanenin karşısındaki koltukta gözlüklü, sinekkaydı tıraşlı bir gencin kendisini beklediğini görür. Mahmut Yesari’dir bu. Güldürü de Yesari’nin ilk yayınlanan yazısı. Oraya biraz sonra Faruk Nafiz de gelir:

-Yahu Halit Fahri nedir o, bu haftaki güldürü. Berbat bir şey azizim.

Faruk Nafiz bunu söyledikten sonra Mahmut Yesari’ye döner:

-Öyle değil mi? Siz hak verin.

Mahmut Yesari mosmor kesilmiştir. Halit Fahri kem küm eder:

-Yok, canım pek fena değil.

Arkasından da Yesari’yi Faruk Nafiz’e tanıştırır.

Bu kez perim perişanlık sırası Faruk Nafiz’e gelir.

21 Eylül 1932

                        Ey çok sevimli, ince

                        İstanbul’un çocuğu!

                        Yaşamaktan bezince

                        Gökte aldın soluğu.

 

Florinalı Nazım’ın bu ağıtı gazetenin ilan sayfasında yer alırken Ahmet Rasim’i, dostları Heybeli Mezarlığına götürmektedirler.

Please reload

2000 - 2100
Follow Me
  • Facebook App simgesi
  • Google + App simgesi
  • Twitter App Simge
  • RSS App Simge
  • Myspace App Simge
bottom of page