
Bir Kadın Hakları Savunusu
17/12/2014
Gerçek Bir Yaratıcı ve Her Şeyden Önce,
Özgün Bir Feministe Dair...
“Mary Wollstonecraft, zamanının -gericileri şöyle dursun- aydınlanmış entelektüellerinin bile duymak istemeyeceği şeyler söylüyordu. Kadın Haklarının Savunusu adlı yapıtı, Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi'ni ve İnsan Hakları'nı yankılayan bir feminist bildirge olarak görülebilir. Wollstonecraft'ın yaptığı, liberalizmin "Vazgeçilmez ve Devredilmez İnsan Hakları" öğretisini alıp kadınlara uygulamaktı. "Zihnin cinsiyeti yoktur" diyordu -dolayısıyla haklar cinsiyete göre belirlenemezdi. Bu diğer filozof ve eleştirmenlerin ihmal ettiği, liberal fikirlerin önemli ve radikal bir gelişmesiydi.
Mary'e yazdıkları dolayısıyla gösterilen tepkiler çok şiddetliydi. Kimisi ona "felsefe yapan yılan", kimisi "etekli sırtlan", kimisi de "Cumhuriyetçi Fransa'nın dinsiz amazonlarından biri" dedi. Anlaşılan, bilgelik sevgisinin ve gerçeklik arayışının hala sınırları vardı.
Mary, kadınların kişisel ve ekonomik bakımdan tam bağımsızlığını savundu. Devrinin ünlü filozofları da dâhil olmak üzere birçok filozofun ortaya koyduğu kadın imgesine karşı çıktı. Fransa gezisinde, devrimin getirdiği sivil ve dinsel özgürlükleri konu alan İnsan Haklarının Bir Savunusu'nu yazdı.
"Kadınların erkekler üzerinde değil de, kendilerinin üzerinde güç sahibi olmalarını isterdim” diyen Wollstonecraft, “kişinin en hayranlık uyandırıcı amacının cins ayrımını dikkate almaksızın insan olarak kişilik kazanmak” olması gerektiğini söyler.”(*)
Burada yüzeysel olarak değinilen bu birkaç nokta dahi göz önünde tutularak günümüz feminist hareketleri hakkında rahatlıkla şu düşünceler dile getirilebilir: Feminist düşünceye sahip olduklarını öne süren ya da kendilerini öyle tanımlayanların faaliyetlerinin birçoğu sirk gösterilerinden öteye geçmiyor... Kendilerini ciddi ve olgun olarak tanımlayan hareketler ise, aşüfteliğin yüceltilmesinden başka bir şey değil...
Önemle dikkat edilmesi gereken bir başka nokta ise Wollstonecraft’ın "Kadınların erkekler üzerinde değil de, kendilerinin üzerinde güç sahibi olmalarını isterdim” temennisidir ki; Mary neredeyse tüm yaşamını bu ilkenin tüm toplumlar için geçerlilik kazanması uğruna harcamıştı... Neden bu denli önemli peki bu ilke? Bugün kendisini feminist hareketin savaşçısı olarak gören tüm bireylerin bir tek hedefi var: Erkek egemenliğine olabildiğince diş bileyerek ‘kadın haklarının, dolayısıyla eşitliğin’ sağlanabileceği düşüncesi... Oysa bu düşünce bizzat ilk çıkış noktasında tökezliyor... Zira eğer cinsler arası bir eşitlik sağlanacaksa bu erkeğe yönelik bir üstünlükle değil de her cinsin kendi döngüsü içerisinde elde edilebileceği bir gerçektir...
Wollstonecraft, "Kadınların erkekler üzerinde değil de, kendilerinin üzerinde güç sahibi olmalarını isterdim” derken bunu dile getiriyordu içtenlikle...
Gerçek feminizmin en özgün ifadesi olarak nitelendirilecek bu ifade bugün kadın hakları savunucularının sirk gösterileri yapmak yerine benimseyip yaygınlaştırarak, yüceltmeleri gereken bir ilkedir... Oysa biraz araştırdığınızda bugünkü feminist hareketlerin bunun çok gerisinde yalpalayıp durduklarını göreceksiniz; dolayısıyla bir eşitlik sağlamaları düşünülemez... Yaptıkları yalnızca kendi cinslerini her geçen gün biraz daha hafifleştirip, değersizleştirmek... Gelecek bu haliyle pek de bir nitelik kazandırmayacak feminist düşünceye...
Küçük ve önemli bir dipnot:
Mary Wollstonecraft, bir İngiliz'di "Cumhuriyetçi Fransa'nın dinsiz amazonlarından biri" diye anılmasının nedeni, aydınlanma düşüncesine sahip çıkması ve Fransız Aydınlanması'na yaptığı olumlu katkılardan dolayıdır...
Wollstonecraft, 38 yaşında doğum yaparken öldü... Bu doğumda, ileride Mary Shelley ismi ile tüm dünyada haklı bir ün kazanacak olan Mary Wollstonecraft Godwin Shelley, 1797 yılı 30 Ağustos’unda Londra’da doğdu...
(*): The Story of Phılosophy’den, Bryan Magee
Kadın-Erkek, İlişkiler, Eşitlikler İçin Bir Söylev ( I )






Mary Wollstonecraft Godwin Shelley
Bu notu burada zikretmemin nedenine gelince, çok sevilen ve sevdiğim ünlü Frankenstein “yaratığına” can vermesidir(izleyenler ve okuyanlar bilir), üstelik bu eseri yazdığında 19 yaşındaydı...

